Bu dünyada milyarlarca insan, hayat, dil, sözcük, kelime varken bir bebeğimin olacağı o duyguyu nasıl anlatabilirdim. Evliliğimin üzerinden geçen 5 yıl bu süreçte bir bebek düşürmüş ve sonrasında tekrar çocuk sahibi olmak isterken yaşanılan problemler; tıbben çocuk sahibi olmak için hiçbir engel olmamasına rağmen insanların size neden çocuk düşünmüyorsunuz soruları ile mücadele. Sanırım insanlar bedenen değil de ruhen alınmış yaralar, sorunlar bir hastalık gibi hayatınıza yansıyor. İnancım ve inandığım bir doğru vardı evliliğimin 7. yılına kadar çeşitli tıbbi müdahaleleri reddedecek ve o vakit geldiğinde yine olmazsa tedavileri kabul edecektim. 2017 Temmuz’un sıcak günü içimde bir şüphe veya bir his bilemiyorum beni gecenin yarısında acilin kapısına götüren. Verilen kan, beklenilen süre. Eşimle birlikte beklediğimiz en uzun süre sanki o andı. Gece saat iki sonucu aldığımızda kimi aramalıyız ne yapmalıyız diye binlerce soru ya da hayır birilerine söylemesek mi? Ya bu da düşük olursa? Beklemeli miyiz dediğimiz o saatler. Ne tuhaf bir haber aslında hem paylaşmak istiyor hem de korkuyor insan. Herkes gibi biz de önce ailelerimize söyledik. Kurulan cümleler; aman kimseye demeyelim, iki ay dolsun gibi cümlelerin tekrarı ile herkesin herkese söylediği o birkaç gün. Belki de benimle birlikte herkes aynı korkuyu yaşıyor: “Ya bir şey olursa?” Şimdi fark ediyorum da annelik ömür boyu ya ona bir şey olursa ile başlıyor ve asla bitmeyen korkuları barındırıyordu içinde.

Rabbimin “Ol” deyişi ile olan bu cana ben kan verecek, nefes olacaktım. Ona bir isim bir hayat sunacaktım. Hamile olduğumu öğrendiğim o an dedim ki; oğlum olacak adı da “Muhammed Taha” olacak. Bu ismin de bir hikâyesi vardı tabi ki. Bu mutlu anları yaşamadan iki hafta önce kız kardeşimle telefonda konuşuyoruz fark ettim de ikimiz de o gün aynı şeyi düşünmüşüz. Bana; abla “Muhammed Taha” ne kadar da güzel bir isim olurdu anlamı ile örnek alacağı kişi ile deyince aynı ismin benimde içimden geçmiş olduğunu söylemiştim. Şimdi gelin de bu konuşmadan sonra bir bebek haberi. Başka bir şey düşünmeye gerek var mıydı? Adı gibi yaşasın oğlum.

Böylelikle başlayan hikayemiz taze fasulyeden iğrenmeli, aşermeden, turşu ve tatlı delisi bir anne olarak birlikte ayları geçiriyorduk. Zaman geçiyor, aylar uyumakta zorluk çekerek, endişeli ve korkulu geçiyordu. Bu duygular benim iç savaşımdı. Sevgili eşim, ailem ise elinden geleni yapıyor; az stres, çok mutluluk ve huzurlu bebek sloganı ile yanımda olmaya devam ediyorlardı. 5. ayına kadar birçok doktorda kararsız kalmış ve en sonunda gittiğim doktorum düşüncelerime uygunluğu ve sağlığımız için en iyisi olduğuna inanarak güven veren hali, hastalarından duyduğum memnuniyet ile “Dr. Esra Günay” ile doğum yapma kararı verdim.  Durun durun hemen doğum şöyle oldu böyle oldu demeyeceğim. Sevgili toplumla mücadelesine de değinmek isterim: “Aa normal mi düşünüyorsun?   Yok yok sen sezaryen yaparsın. Annenin doğumu nasıldı? Ya bebek öyle olmazsa.” derken sanki az stresi olan anneyi doğum maceraları ile daha da strese sokmak kültürde var ne diyelim. Canım doktorumu seçmem de ki en büyük etken kurduğu o güzel cümlelerden biri olan: “Sakın Cansucuğum! Şöyle olsun böyle olsun, şunu yapalım diye düşünme. Bırak zamanı gelince bebeğin kendi seçimini yapsın.” Ben de öyle yaptım bıraktım ve 3,500 kg geçmesine rağmen hiç dönmeyen bebeğim sezaryen ile dünyaya gelme kararını kendi verdi. Minik adamın midemin köşesinden inmeyen başı daha fazla yemek yememe engel olsa da 88 kg ile sabah doğuma gittim. Sezaryen doğum şeklinde; genel anestezi, epidural anestezi ve spinal anestezi vardı. Ben sakinleştirici bile vurulmadan sadece bel uyuşturma yöntemi olan “spinal doğum” ile gerçekleştirdim. Doğumda ayakları içte olan ve ters gelen bebeğim yine de karnıma baskı yapılarak doğrultuldu bu da biraz daha fazla karnımda çatlak olmasına sebep verse de onları seviyorum. Ve kucağıma aldığım o an dedim ki bu sevgi nasıl kucaklanır nasıl sığdırırım kalbime, ömrüme. O bir damla olsa ben ona okyanus olurum, kum tanesi olsa toprak olurum, yürüdüğü yolda rehber, canımdan can olur, ona anne olurum…

Category: Tahanın Güncesi

Write a comment